Neslihan 的个人资料::this twilight garden::照片日志列表 工具 帮助

日志


2月17日

the house always wins

nereye yazsam bilemedim, sonunda burda karar kıldım. bizim ev varya, bi kara delik. bizi yoketmeye çalışıyor. karanlık, soğuk, eşyalar üstümüze üstümüze geliyo, üst komşu ctesi sabahları bangır bangır ebru gündeş dinliyo. canımız bütüngün yataktan çıkmak istemiyo. sokağa çıkmaya da çok korkuyoruz. güneş gözlerimizi yakıyo. ev bizi yok ediyoooo. kurtarın =(
9月20日

kırık çizgi

 
gidiyo muyuz?
9月13日

theremin

 

ben de theremin istiyorum. harika bişey, büyülü sanki…

 

hemen  hakkında biraz bilgi vereyim. theremin, ilk elektronik müzik aletidir. 1919 yılında rus bilim adamı Léon Theremin tarafından icat edilmiştir. Aslında herşey bir tesadüften ibaret. Theremin denen bu amca, rusya hükümeti için yakınlık sensörleriyle ilgili bir deney yaparken bu cihaz ortaya çıkıyor ve leon theremin, bunun bir müzik aleti olarak kullanılabileceğini akıl ediyor.

işin ilginç yanı theremini çalmak için ona dokunmanıza gerek yok. Karşısında durup ellerinizi hareket ettirmeniz yeterli. Bir elle (sol el) ses şiddeti bir elle de frekansı (sağ el) ayarlanarak çalınan iki antenli radyo benzeri bir alet.

1919’da icat edildikten hemen sonra cihaz, Bolşevik lideri Lenin’e tanıtılıyor. Lenin, öyle etkileniyor ki, hemen theremin dersleri almaya başlıyor. Sonra sovyet teknolojisini dünyaya göstermek amacıyla theremin uzun bir dünya turuna çıkarılıyor. Sonunda amerika’ya ulaştığında, burda çok beğeniliyor ve hemen Leon Theremin, cihazın patentini alıyor. RCA (Radio Cooperation of America) denilen bir şirket thereminin üretim haklarını alıyor. ancak 1929’da yaşanan büyük borsa çöküşü nedeniyle şirket zarar edince theremin de tarihe karışıyor.

Theremin’i en iyi kullanan insanlardan biri mucidi Leon Theremin’se diğeri de Clara Rockmore adında bir kadınmış.

Bu arada leon theremin, akıllara durgunluk verecek, inişli çıkışlı bir hayat yaşıyor. O da zaten 1994 steve martin yapımı, “theremin, an electronic odyssey”adlı bir filme konu oluyor.

cihaz theremin ise tam unutlacakken, neyseki, elektronik müziğin en önemli isimlerinden olan ve moog music denen şirketin sahibi robert moog ortaya çıkıyor. 50’lerde ortaokul çağında olan moog, kendi kendine bir theremin yapıyor. Sonra büyüyünce elektronik müzik cihazları üreten bir firma kuruyor ve tabi ki ürettiği cihazlar arasında çocukluk aşkı theremin de var.

 

Günümüzde thereminin müzikte kullanımı da hayli yaygın. Beach boys, led zeppelin, incubus, patrick wolf, nine inch nails, mötley crüe, pj harvey falan… türkiyede de baba zula ve dinar bandosu kullanıyomuş. Bilimkurgu ve korku filmlerine çok yakışan sesi var. zaten kullanılmış ta.

Bugün yaşayan en iyi thereminist armen ra diye bi insan (erkek mi kadın mı annayamadım da ehu) sanırım. Buyrun şuralardan inceleyin.

Myspace sayfası

Youtube’dan bir performans

 

Çok güzel bişiy. Kesinlikle büyülü. ben de istiyorum...

 

bu da şirin insan leon theremin'in 1993'ten bir fotoğrafı:

Mew

Aslında teee kaç zaman önce bucu önermişti bu grubu bana. bugünlerde dinleyesim geldi. danimarkalı bi grup, dört kişiler... böyle tuhaf hissiyatlara kapılıyor insan dinlerken. bazen my bloody valentine, bazen pet shop boys a yok ya prince gibi ve hatta sigur ros ay yoruldum bazen de cocteau twins gibiler. eskiden beri tanıdığımız bildiğimiz bi tınısı var ama bir yandan da yeni gibi... netekim 2003 tarihli albümlerinin ismi de aynen böyle bir durumu ifade ediyor "frengers" friends + strangers = frengers. anladın dimi? albüm tanıtım yazıları da şöyle zaten "frengers: not quite friends but not quite strangers"
onu bunu bilmem bence grup gücünü solistleri jonas bjerre'nin güzel sesinden alıyor. adamın melek gibi sesi var. çok rahat kullanıyor, sürekli değiştirebiliyo felan. kendisi de sesi gibi meleksi ehueh =)
 yok valla yakışıklı diye sevmiyom adamın sesi güzel :P
 
2005'te yeni albüm çıkarmışlar. "and the glass handed kites" olumlu eleştiriler var bu albüm hakkında ama ben bir önceki albüm frengers'ı daha çok seviyorum.
dinlemek isteyenlere; comforting sounds, 156, she spider, special ve the zookeeper's boy şarkılarını tavsiye ederim. sonra gerisi kendiliğinden gelir.
ha bi de çok şirin mew melekleri var:
9月10日

Je Suis Venu Te Dire Que Je M'en Vais

 
 
En sevdiğim Serge Gainsbourg şarkısı. last.fm'de bu şarkının fan'ı oldum, top'u oldum, oyuncağı oldum be. geceler boyu dinledim, jane birkin gibi ağladım. şurdan bakınız, en altta sağda autodidacte olarak görünen ve hobareey! nidalarıyla halay çeken kişi benim..
kimler kimler (ne jarvis cockerlar ne stereo totaller) coverlamaya çalışmış ta olmamış. kimse serge gibi söyleyememiş...
ekşi sözlüğün yalancısıyım. çok iç parçalayıcı bir de hikayesi var bu şarkının.
serge, şarkıyı karısı ve kızı charlotte'un annesi olan jane birkin için yazmış. jane'i stüdyoya çağırmış ve kendisine bir şarkı dinletmek istediğini söylemiş. şarkıyı söylerken bir yandan da ayrılmak istediğini itiraf etmiş olmuş. fonda duyulan ağlama sesleri jane birkin'e ait. tamamen doğaçlama olmuş ki, Je Suis Venu Te Dire Que Je M'en Vais "sana gittiğimi söylemek için geldim" anlamına gelen bir sözcük öbeğidir.
 
 
je suis venu te dire que je m'en vais
et tes larmes n'y pourront rien changer
comme dit si bien verlaine au vent mauvais
je suis venu te dire que je m'en vais
tu t'souviens des jours anciens et tu pleures
tu suffoques, tu blêmis à présent qu'a sonné l'heure
des adieux à jamais
oui je suis au regret
de te dire que je m'en vais
oui je t'aimais, oui, mais

je suis venu te dire que je m'en vais
tes sanglots longs n'y pourront rien changer
comme dit si bien verlaine « au vent mauvais »
je suis venu te dire que je m'en vais
tu t'souviens des jours heureux et tu pleures
tu sanglotes, tu gémis à présent qu'a sonné l'heure
oui je suis au regret
de te dire que je m'en vais
car tu m'en as trop fait !
 
9月3日

mantı mı rock mı?

 
bu hafta sonu herkes rock'n coke'da. cuma günü ben, deniz otobüsüne binerken çadırını sırtlanmış bissürü insan da deniz otobüsünden iniyodu. canım çekmedi desem yalan olur. ama zaten muse'ü sevmem, kendini beğenmiş solistini de. böğürüp durmaktan başka bişiy yapmıyo. placebo'yu dinlemek isterdim, brian molko'yu da görmek hehu, ama onlar da nasıl olsa gene gelirler. editors'le kasabian desen pek umutlu değilim, geçen sene hot hot heat sıkmıştı beni mesela. gogol bordello eğlenceli olabilirdi, mercury rev gibi köklü grupları da görmek her zaman mümkün olmaz ama ne biliim işte, seneye giderim inşalla daha güzel gruplar gelir.
ben kayseri'ye gidiyorum heh. bu sene erciyes'te sucuk partisini ya da şöyle güzel bir tabak mantıyı, hezarfen havaalanındaki rock festivaline tercih ettim. sanırım büyüyor ve krolaşıyorum :P
 
 
9月1日

Kırık Çizgi

 
Türkiye'deki en sevdiğim amatör grup "Kırık Çizgi"dir. Vokalistin sesi çok güzel, bol bol klavye var, batersitleri çok yetenekli ve tatlı biri. Böyle canlı performanslarını izlerken insan hiç bitmesin istiyo.
22 Eylül Cuma günü Peyote'de çıkacaklarmış. Elektrik piyano da eklemişler bir de yeni şarkılar varmış. Teee ne zamandır haftasonuna denk gelen bi gece çıksınlar diye bekliyodum. Ben de gitcem :)
http://www.myspace.com/kirikcizgi adresinden şarkıları dinlenebilir. Ben en çok Esnek'i seviyorum, ama dinledikçe "Soğuk", "Sözümüz yok" ve "Bugün"ün de harika şarkılar olduğunu keşfedebiliyor insan. Hepsi güzel işte...
bakın kendileri de çok datlı işte...
Atacan - Murat - Ezgi 
 neye bakıyonuz öyle hulen?
8月30日

uykuların doğusu

"hatta, böyle zamanlarda yastığın hizasından eşyalara doğru bakarken, çoğu kez, insan herhalde uykudan kalkınca hemen uyanamıyor da, bir şeyleri gördükçe, o gördüğü şeyler kadar parça parça uyanıyor, diye düşünüyordum. masayı görmüşse masa, kitapları görmüşse kitaplar, giysileri görmüşse giysiler, duvarları görmüşse duvarlar kadar uyanıyor, diyordum sözgelimi. bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum. ardından da, olaya bu açıdan bakıldığında, var olan her şeyi aynı anda göremeyeceğimize göre, demek ki uyanmanın hiç, ama hiç mi hiç sonu yok, diyordum."  
hasan ali toptaş'ın "uykuların doğusu" kitabından alıntı.
 
gürol sevmezmiş, piyasa yazarmış, ne biçim isimmiş hem öyle "hasan ali toptaş". önyargılı insan işte. ben ne sevsem sevmeyeceği tutar. oysa ben seneler önce sunay akın'la akgün akova'yı ondan öğrenip sevmiştim. ne bileyim sunay akın'ın böle bi adam olcağını o zamanlar?
daha da yazcak bişi bulamadım. polanski filmi gibi oldu hayatım. herkes birlik olmuş bana kötülük yapmaya çalışıyomuş gibime geliyo. gürol da topun ağzına gitti işte :P
8月27日

ihsan oktay anar

 
nasıl oldu da ben böyle bir yazarı daha yeni öğrendim? tesadüfen elime geçen "puslu kıtalar atlası" adlı kitabını okuduktan sonra bir anda hayranı oldum. kiab'ül hiyel ve amat'ı da okudum. şimdi bir tek "efrasiyab'ın hikayeleri" kaldı. buradan da reklamını yapıyorum ama aslında çok insan bilsin istemiyorum; orhan pamuk gibi popüler olmasın, hep böyle güzel yazabilsin diye.. bir umberto eco, bir orhan pamuk, bir jorge luis borges, bir ahmet hamdi tanpınar, bir tolkien ne biliim bir gabriel garcia marquez. hepsinden bişeyler var sanki kitaplarında. fantastik roman yazıyo adam, üstelik osmanlı döneminde yaşayan sıradan insanları anlatan... her kitabında birbirinden bağımsız onlarca hikaye varmış gibi ama nasıl oluyosa artık hepsini bi şekilde birleştiriyo, arada felsefesini de yapıyor. bitmesini istemiyceğiniz harika masallar anlatıyo. keşke daha çok yazsa ya da keşke ben daha çok kitabı varken, daha geç tanısaydım.. ne bilim çok güzel işte siz de alıp okuyun... önce ben "niye böyle güzel şeyler yazamıyorum" diyerek hasedinizden çat diye çatlayın sonra da "türkiye'de böyle güzel şeyler yazan insanlar varmış" diyerek göğsünüzü kabartın benim gibi. okuyun huleeeeeeeeeeeen!!! ama puslu kıtalar atlasıyla başlayın.
8月26日

ölümün kardeşi

çok uyudum.
hala uykum var...
8月9日

xo

 
waltz #2
 
 
8月8日

midaircondo'nun dxball performansım üzerindeki iyileştirici etkisi

uzun süre evde oturmak bana yaramıyor. kendimle çok fazla baş başa kalınca saçmalama kapasitem artıyor, daha çok düşünüp, daha çok dinliyorum daha çok okuyorum daha çok dxball oynuyorum. artık tatile çıkmalıyım ki şu msn space biraz dinlensin, siz de yanıp sönen o küçük sarı yıldızdan kurtulun. ben bu sırada yanıp sönen sarı güneşin altında denize giriyim haha.
midaircondo diye bi grup var. 3 tane kız çok güzel şeyler yapmışlar. en sevdiğim şarkılarını şurdan indirebilirsiniz : serenade (sağ tıklayıp sol gösterip hedefi farklı kaydedince de oluyo)
bu kızları dinlerkene dxball oynayınca bilgisayarımdaki en high score'u ben yaptım =)

only happy whein it rains...

 
Bu sabah yağmur yağdı çok mutlu oldum. hemen aklıma önce garbage şarkısı geldi.
 
i'm only happy when it rains
i feel good when things are going wrong
i only listen to the sad, sad songs

i'm only happy when it rains
 
sonra da bülent ortaçgilin yağmur şarkısı geldi. yalan söledim. aslında önce bülent ortaçgil geldi sonra garbage geldi.
sonra bööle içinde yağmur geçen şarkılar bulup dinlesem dedim sonra vazgeçtim. belki yaparım...
ortaçgilin şarkısının sözlerini çok severim....kendisi yazmamış ama, arthur lunkwist diye bi adamınmış.
bu şarkıyı bi keresinde teoman bi keresinde de zuhal olcay söylemişti. hangisinde hatırlamıyorum arkada bööle nasıl bi yayalı sessleri vardı çok güzeldi öle işte. yayalı değil be yaylı zalak nesliyan hani olur ya keman, çello, kontrbas felan.. off susiim ben di mi bye.
 
bugün yağmur bir kadın saçıdır yeryüzüne dökülen
upuzun, ince ince, karanlık, kokulu
sen ki aşkta aldatıldın
yüreğin taş parçası
dinle, yağmuru dinle, teselli bul türküsünden
her şey olur
her şey büyür
her şey geçer
hayat kalır

 
8月6日

bat dünya bat (bölüm II)

 
YENİ DEĞİL
             Selim Işık'a
eşyalar çoğalmasın artık
zamanımızı daraltmasın
gözümüzü duvara dikip
saatlerce oturabilelim
kimse karışmasın
yalnız geçmişi
ve ölümü düşünebilelim
bir de seni...
okuduğumuz kitapları unutup
okumadıklarımızı yakalım
sonu gelmeyen cümleleri
imlasız sayfalara sığdıralım
güneşten saklanıp
aradığımız cevabın
sorusunu düşünebilelim yalnızca
bir de seni...


8月2日

newton

bi kaç gündür, sabahları kafamda aynı cümleyle uyanıyorum : "yerçekimi bana iyi gelmiyor!" küçükken ablam söylemişti; hiç unutmam. yatarken boyumuz bikaç santimcik daha uzun olurmuş. sonra yataktan kalkınca yerçekiminin de etkisiylen kısalırmışız. aptal yerçekimi! boyumu  kısaltmaktan daha çok zarar veriyor sanki bana. dünya üzerinde yerçekiminden en çok etkilenen insan ben olmalıyım. keşke hep yatakta kalıp uyusam :(
7月9日

none

küçükken daha sık olurdu, dün gene oldu. çok tuhaf... aynada kendime bakıp yüzümü tanıyamadım, adımın Neslihan olmasına bir anlam veremedim, ellerim hiç bu kadar tuhaf görünmemişti gözüme. deliriyorum böhühüüh.
 
6月8日

a cure

 
 
 
 
 
 
 
ancak kieslowski fimleriyle iyileşebilecek bir ümitsizlik hastalığına yakalandım.
 
 
 
5月28日

cinemateque

 
yeni blog yaptım ben, sadece sinemayla ilgili yazılar yazcam orda: cinemateque
 ööle, arada bi bakarsınız :)
5月27日

hık demiş

 
eh, aralarındaki benzerliği ilk keşfeden ben değilim muhakkak. hepimizden önce okan bayülgen'in kendisi keşfetmiş. zaten öyle, bazı insanlar kendilerine fiziksel olarak benzeyen kişileri daha çok severler. o yüzden okan bayülgen de, serge gainsbourg'a hayran olmuş, dinlemiş, okumuş ve sonunda dayanamayıp taklit etmiş. ben de bu kadar benzesem ben de dayanamazdım. buyrunus: